Pazartesi, Kasım 16, 2020

La Casa de Papel’in Lizbon’u ve Mizgîn Tahir’den Çav Bella

La Casa de Papel'de müfettiş Raquel Murillo karakterini canlandıran Basklı oyuncu ve şarkıcı Itziar Ituño Martínez, Kürt opera sanatçısı Mizgîn Tahir ve İtalyan şarkıcı ve söz yazarı Erica Boschiero ile birlikte İtalya’nın Mussolini faşizminden kurtuluşunun 75’inci yıl dönümünü İtalyan halk şarkısı “Çav Bella” (Bella Ciao) ile kutladı.
More

    Bunları kaçırma

    Nezihe Hanım: Anadolu edebiyatının tesettürlü sosyalist şairesi

    Yaşar Nezihe Hanım hayatı boyunca, bir kadın olarak dünyanın her yerinde olduğu gibi, bir çok zorlukla mücadele etmiştir.Bu gün ismini...

    John Fante: Yalnızlara, kalbi kırıklara, umutsuzlara, hayata tutunmaya çalışanlara el uzatan bir dost

    John Fante'nin Toza Sor kitabı, denk geldiğinizde bir daha yanınızdan ayıramayacağınız bir kitap. Kitabı bir kere okuyarak bitiremiyorsunuz. Hayat boyu okuyarak...

    Arkadaş Z. Özger: Ankara’nın sakalsız, ince ve sarışın şairi

    Arkadaş Zekai Özger Türkiye Edebiyatının üstü kapalı, ince ve sakalsız şairi. Hayatı ve ölümü hakkında tartışmalar hala devam eden şairdir.

    Evde sıkılmadan okuyabileceğiniz 7 dergi

    Tüm dünya gibi Türkiye'yi de etkisi altına alan Koronavirüs (Covid-19) salgınıyla verilen mücadele de en büyük savunma aracımız hareketsiz kalmak ve olabildiğince...

    Dünyanın en çok satan 20 kitabı

    İnsanoğlu bu güne kadar kesin olmamak kaydıyla 130 milyana yakın kitap basmıştır. Biz bu listeyi hazırlarken bile basımda olan yeni kitaplar olduğunu...

    Okumanız gereken 15 sonbahar şiiri

    Sonbahar şiirleri veya Eylül şiirleri konusunda oldukça zengin bir edebiyatımız var. Eylül veya sonbahar başlı başına insanda bir hüzün çağırışımı yaparken,...

    Unutulmaz dizeleriyle 20 Ülkü Tamer şiiri

    Unutulmaz dizelerin şairi Ülkü Tamer, 1937 yılında Gaziantep’te dünyaya geldi. Şiirleriyle gönlümüzde taht kuran Ülkü Tamer, 1 Nisan 2018’de yaşamını devam ettirdiği Muğla’nın Bodrum...

    Sarhoş, bilgin, şair: Ömer Hayyam

    Ömer Hayyam, bize ne kadar uç bir nokta gibi görünse de, insan hayatının ana dokularına hep felsefi bir gözle baktı. Rubaileri...

    George Orwell: Sömürülenler olduğu için lüks içinde yaşayanlar var

    George Orwell, gelecek hakkındaki tespitleriyle bir yazar olmanın çok ilerisindedir. George Orwell’ın zamanımıza ışık tutan Paris ve Londra’da Beş Parasız isimli eserini sizler için incelemek istiyoruz.

    Peki Paris ve Londra’da Beş Parasız eserini neden şimdi inceliyoruz? Çağımızın ekonomik krizleri, savaşları, hatta hastalıkları bile bizi varoluş sancısına ve bir şeyleri sorgulamaya itiyor.

    Hiç düşündünüz mü, bir aileniz olmasaydı, size belirli bir zamana kadar destek olan birisi/birileri olmasaydı nasıl yaşardınız diye. Hatta şu anda nasıl yaşıyorsunuz desek daha güzel bir cevap alabiliriz belki, verdiğiniz emeğin karşılığını ne kadar alabiliyorsunuz?

    Ara ara eserden alıntılar yapıp devam etmek istiyoruz, buyurun.

    George Orwell’ın hatıralarından oluşan Paris ve Londra’da Beş Parasız isimli eseri, bu sorulara cevap niteliğinde. Eserde Paris’te bir yazarın işsiz kalmasıyla birlikte gelişen olaylar anlatılırken; toplum arasındaki uçlar, hiyerarşi, sömürü ve de kapitalizmin gücü en şiddetli şekilde hissettirilir.

    “Başta, yoksulluğun kendine has bayağılığını keşfediyorsunuz; size yaşattığı değişiklikleri, karmaşık cimriliğini, kırıntı silip süpürme halini. Çarşafınız kirleniyor, sabunsuz, jiletsiz kalıyorsunuz, saçınız uzuyor kendiniz kesmeye çalışıyorsunuz, öyle korkunç bir sonuç çıkıyor ki ortaya, neticede yine bir günlük yemek parasını berbere bırakmak zorunda kalıyorsunuz. Bütün gün yalan söylüyorsunuz; pahalı yalanlar… Paris, tabiri caizse yoksulluğun varoşudur.”

    George Orwell, Paris’te aç kaldığı ilk zamanlarda, elbiselerini satar. Dönemin bir çok yoksulu için bu bir nimettir. Bütün yoksulların yaptığı bir şeydir bu. Fakat elbiseleri karşılığında aldıkları para bir öğün yemek için ancak yetebilmektedir. Ya elbiselerinizi sattıysanız ve sonraki gün olduysa ne yapardınız? Çalışmak mı?

    Orwell’ın yapabileceği tek bir şey vardı, yazmak. Açlığı ve yoksulluğu yazmak.

    “Can sıkıntısını, acı zorlukları ve açlığın başlangıcını keşfediyorsunuz keşfetmesine ama aynı zamanda yoksulluğun, bunları telafi eden en önemli özelliğini de keşfediyorsunuz: geleceği yok ettiği gerçeğini. Canınız sıkılıyor ama korkmuyorsunuz. Bir iki güne açlık çekiyor olacağım, ne şaşırtıcı değil mi? diye düşünüyorsunuz.  Belli belirsizce. Sonra zihniniz başka yerlere kayıyor. Margarinli ekmek perhizi, belli bir noktaya kendi kendinin sakinleştiricisi işlevini görüyor. Yoksullukta insana büyük bir teselli sağlayan başka bir his daha var. Dara düşen herkesin bu hissi tecrübe ettiği kanatindeyim . Bu nihayetinde kelimenin tam anlamıyla meteliğe kurşun attığınızı bilmenizin getirdiği rahatlık, neredeyse mutluluk hissi.  Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki: eh, işte beş parasız kaldınız ve hala ayaktasınız. Bu birçok endişeyi gideriyor.”

    Paris göçmenlerin ve mültecilerin yeridir. Çoğu üniversite mezunu olan bu kişiler iş bulma adına geldikleri şehirlerde en kötü şartlarda, 10-15 saati bulan zaman diliminde, düşük ücretlerde çalışmaktadırlar. Günümüz koşullarını da yansıtan bu kısımlar insan sömürüsünün kimi zaman, ne derecede arşa çıktığının göstergesidir.

    “Bence işe, plongeur’lerin(bulaşıkçı) modern dünyanın köleleri olduklarını söyleyerek başlamalıyız… Sadece hayatta kalmalarına yetecek kadar para kazanıyorlar; tek izin günleri kovuldukları gün. Şuan Paris’te on – on beş saat bulaşık yıkayan üniversite mezunları var. Bunun sadece tembellikten ileri geldiği söylenemez.  Çünkü tembel bir adam plongeur’lük yapamaz; sadece düşünmeyi imkansızlaştıran  bir rutinin içine hapsolmuş durumdalar.“

    Orwell, eski Rus askeri olan Boris’in yanına gider. İkili iş bulma adına her şeyi yapar. İkisi de parasızdır. Gittikleri her yere yalın ayak , kilometrelerce yollar kat ederek giderler. Her yerde de işsizler ordusuyla karşılaşırlar, onlara sıra gelmez. Sonunda bir otelde iş bulurlar. Yazar otelde bulaşıkçı olarak işe başlar. Neredeyse hiç izin kullanmadan, havasız, küçük bir alanda günde 18 saati bulan çalışma saatlerinde bulaşıkları temizler.

    “Burada iş yükünü yaratan temel ihtiyaçlar değil, sözde lüksü temsil eden sahtekarlıklar.”

    Bu durum böyle devam ettikçe George Orwell, insan doğasına ait olup olmadığını bilmediği bir şeyi keşfeder. Zor koşullarda çalışan, ezilen kişilerin dahi birbirleri üzerinde egemenlik kurduğunun farkına varır. Şef garsonlar garsonlara, aşçılar garson ve bulaşıkçılara ve temel olarak herkes bulaşıkçılara eziyet eder. Nitekim herkes içindeki kapitalisti açığa çıkarır.

    “Plongeur’ler az da olsa düşünselerdi, çok uzun zaman önce bir sendika kurup daha iyi şartlar için grev yaparlardı.  Ama düşünmüyorlar çünkü düşünecek vakitleri yok; hayat onları köleleştirmiş. Birtakım insanların lokantalarda beslenmesi lazım, bu yüzden birileri haftada seksen saat bulaşıkları temizlemeli. Bu medeniyetin bir gereğidir, dolayısıyla sorgulanamaz.”

    George Orwell’ın Londra’ya geçmesi

    Bu durum Paris’te böyle devam edince, uzun bir zaman sonra Orwell, Paris’i suçlar ve İngiltere’ye geçer. İngiltere’de bir arkadaşı ona iş bulduğunu söyler ama bulduğu iş uzun süreliğine ertelenir. Yine parasız, evsiz bir başına kalır. Üstündeki elbiseleri belirli bir para karşılığında satar, kalacak yer arar. Çoğu zaman evsizlerin kaldığı pansiyonlarda, sefalet içinde yaşar. Yine parasız kalır, sokaklarda berduşlara katılır. Hayır kurumlarında, kiliselerde yiyecek ve kalacak yer bulma adına yolları arşınlar. İngiltere’nin de Paris’ten bir farkı yoktur. Sokaktakileri, düşmüşleri herkes horlar, dışlar. Sistem her yerde aynıdır, zenginler, sermaye sahipleri insanları sömürür ve onların ihtiyaçlarını karşılama adına diğer sınıf çalışır, çalışır, çalışır…

    “Yine de çulsuz kalarak kesinlikle öğrendiğim bir-iki şeye değinebilirim. Bütün berduşların ayyaş pislikler olduğunu düşünmeyeceğim, sırf bir peni verdim diye hiçbir dilenciden minnet bekleyemeyeceğim, işsiz bir adamın yorgun olmasına şaşırmayacağım. Sokakta dağıtılan bir el ilanını geri çevirmeyeceğim, şık bir lokantada keyifle yemek yemeyeceğim. Bu da bir başlangıç.”

    Bunun düzenin farkına varmak ve bir şeyler yapmak önemli olan, fakat nasıl yapacağız?

    Bir Cevap Yazın

    Fırından yeni çıkanlar

    Netflix’in Bir Başkadır dizisine sosyolojik bir bakış

    Film ve dizi platformu Netflix'in yeni dizisi Bir Başkadır, yayınlandığı 12 Kasım 2020’den beri birçok kişi tarafından izlendi ve dizi izleyenler tarafından oldukça beğeni topladı.

    Adını duyunca şaşıracağınız 10 minik ülke

    Dünyadaki en küçük ülkeler. Dünyada pek çoğu sadece birkaç aileden oluşan en küçük ülkeler listesi, isimleri ve nüfusları.

    Bir çocuğun Barış günlüğü

    Yazar Ergür Altan'ın Aylak Karga'ya yazdığı, bir çocuğun Barış ismini verdiği günlüğü sizlerle paylaşmak istiyoruz. Merhaba Günlük,

    Ücretsiz dil öğrenmek için 25 yol

    Türkiye’de dil öğrenmek gerçekten çok zor bir iş. Başka ülkelerde her bir birey iki veya üç dil bilirken, Türkiye’den bir birey bütün hayatı boyunca gördüğü İngilizceyi maalesef öğrenemiyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri İngilizce nasıl öğrenilir, nasıl öğretilir veya yabancı bir dil nasıl öğrenilmeli gibi soruları yeterince sormayışımız ve bu sorulara cevap aramayışımızda gizli.

    Bunlar da var

    200 yıl öncenin yolculuklarına dair bilinmeyenler

    Bundan 200 yıl önce ise dünya çok başka bir yerdi. Seyahat etmek de bambaşka bir pratikti. 19. yüzyılda yaşayan bir gezgin...

    Uzun yol kaptanının objektifinden 30 günlük deniz yolculuğu

    Bir uzun yol kaptanı için dünya güzelliğinin tadını çıkarmak, mesleğin doğal bir parçası. Kaptan Jeffrey Tsang, işte bu keyfi herkesle paylaşmak için 10...

    İş hayatında cinsiyetçiliğe karşı kadınların duruşu

    Kadınların özellikle sanayi devriminden sonra iş hayatına atıldığı söylenmektedir. Fakat günümüzde dahi elinin hamuruyla erkek işine karışma benzeri söylemler hala kullanılmaktadır.

    Daktilo: İz bırakan bir yazı aracı

    Dünyada ölümsüzlüğün bir aracı olarak yazının tarihi çok eskilere dayansa da, ölümsüzlüğü çoğaltmanın tarihi o kadar eskilere dayanmıyor. Matbaanın ardından hayatımıza...

    Frida Kahlo’nun evinde bir tur

    Mavi Ev yani La Casa Azul, Frida Kahlo’nun doğduğu ve ömrünün büyük kısmını geçirdiği evdi. Meksiko’nun kuzeyinde yer alan ev Frida’nın babası...

    102 ödüllü bir kısa film: El Empleo

    Kısa filmler anlatı olarak hep daha yoğun bir kıvama sahip olmuşlardır. 2008 yapımı El Empleo, Santiago Bou Grasso‘nun yönettiği, Patricio Plaza tarafından kaleme alınmış 7...

    Küçük bir kızın inanç hikayesi: Montannah Kenney

    Henüz üç yaşındayken babasını kaybeden Montannah Kenney, babasının gökyüzünden kendilerini izlediği inancını hiç bir zaman kaybetmemiş. Yedi yaşına geldiğinde ona yakın...

    Parazit: Sistemin çürümüşlüğünü anlatan bir film

    Kötüsü olmayan bir hikayenin trajedi üretebilmesi ancak sistemin çürümüşlüğü ile mümkün… Geçtiğimiz 2019'da sinemada izlediğimiz Parazit, Güney Kore’nin Yabancı Dilde En...

    14 illustrasyonla babalar ve kızları

    Kız çocukları için babalar bir çok anlam ifade eder, onlar kahramandır, yenilmezdir, her şeyin üstündedir. Babalar içinse kız çocukları, bu dünyada...

    Tiyatrocular neden üretmeyi bırakmalı?

    Saat sabah 11. Dışarıda şehir sessiz ve soluk ışıklar pencereye vuruyor. İçeride ise müthiş bir heyecan bedenime yayılıyor. New York işsizlik web...